14 Aralık 2011 Çarşamba

Facebook hakkinda bilmedikleriniz

Facebook hakkında bilmediğiniz ve bilmeniz gereken birçok şey var. Mesela güvenlik, uygulamalar ve buna benzer şeyler. Ben feysbuk diyorum siz facebook deyin.

Mesela facebookta etiketlemeyi kapatma diye bir olay var. Biri sizi bir şeye etiketlediğinde sinir oluyorsanız, size sormadan etiketlemesini engelleyebilirsiniz. Facebookta abonelikleri kapatma gibi bir şansınız olduğunu da unutmayın, bunlar sadece birer örnekti ve daha akla gelmeyen birçok şey var. Bunlar hakkında sizi bilgilendirmek, aradığınızı kolay bulmanızı sağlamak amacıyla sitem www.feysbuk.biz adresini tavsiye etmek istiyorum. Uygulamalardan eklentilere, programlardan kodlara birçok şeyin olduğu bu siteye bir göz atmanız, daha eğlenceli ve daha güvenli facebook gezintisi yapmanız konusunda size yardımcı olacaktır. Ayrıca forum bölümünden istekte bulunabilir, yardım talep edebilirsiniz :) siteme beklerim..

13 Temmuz 2011 Çarşamba

BUGÜNDEN YARINA : ŞİKE


                                               Osman BULUGİL[1]
Futbol dünyasında patlak veren şike iddiası her an yeni bilgilerle kafa karıştırmaya devam ediyor. Aynı zamanda süreci Fenerbahçe’nin küme düşüp/düşmeyeceği üzerinden okunması da.

Elli üzerinde kişi gözaltına alındı ve soruşturma devam ediyor. Gözaltına alınan isimlerden Giresunspor Kulübü eski Başkanı Olgun Aydın Peker, Sivasspor Kulübü Başkanı Mecnun Odyakmaz ve Bülent Uygun, 2004 yılındaki Sedat Peker ve ekibine yönelik Kelebek Operasyonu kapsamında da gözaltına alınarak yargılanan isimlerdi. Uygun, Sedat Peker'in sahibi olduğu internet sitesinde köşe yazarlığı yapmıştı. Bunun yanında Sedat Peker ile yakın ilişki içinde olduğu bilinen ve onun kayınbiraderi olan Mecnun Odyakmaz’ın adı Ergenekon iddianamesinde de gündeme gelmişti. Sedat Peker ile olan telefon görüşmeleri iddianamede yer almıştı. Gözaltına alınan isimlerden Diyarbakırspor eski Başkanı Abdurrahman Yakut ise 12 Haziran seçimlerinde AKP'den milletvekili aday adayı olmuştu. Sadece bu bile bize durumun başka boyutları olduğunu gösteriyor.

Türkiye’de bu süreç ilk kez yaşanmıyor. Daha önce de birçok kez iddialar ortaya atılmış ama genelde üzeri örtülerek unutturulmuştu (Akçaabat sebat- kayseri maçını ve sonrasında meclisteki komisyon raporunu hatırlayalım). Şimdi boyutları daha büyük görünüyor ve etkilerinin de büyük olacağının düşünülmesiyle birlikte, geçmişten bağımsız, sadece bu sezona ait bir durummuş gibi algılanmasına neden oluyor.  
Şike olayı son sezona ait gibi gösteriliyor. Fakat bu geçmiş yıllardan bağımsız bir şey değil ve Türkiye’de kulüpler için zaten var olan şike yapabilirlikleri, yapmaları ve bunun toptan temizliğinden ibaret bir süreç yaşanıyor.
Geçmişiyle bugünden bağımsız olmayan bir süreç var endüstriyel futbol ilişkileriyle beraber daha da meşrulaştırılarak yapılıyor. 2006 yılında İtalya’da da Juventus küme düşürülmüş, birçok kulüp ceza almıştı. Fakat şikenin sadece bu olaylarla bitmediğini daha yeni çıkan ses kayıtlarıyla gördük. Buna keza çok da uzak olmayan bir süreçte Almanya’da başlatılan ve Türkiye’ye de uzanan soruşturmayı biliyoruz.
            Genel fotoğrafa bakalım: Dolar milyarderlerine ait olan kulüplerin futbol dünyasında güçlenmeleri ve “diğer” kulüplere başarı sansı tanımayacak kadar lobi kazanmaları oynanan oyunun da sadece basit bir oyun olmadığını gösteriyor bize. Bahis (sektörün büyüklüğü bir trilyon doların üzerinde ve dörtte biri futbol maçları üzerinden dönüyor) veya şike skandalları şaşırmamız gereken bir durum değil, tersine kapitalizmin futbolunun bir parçası. Futbolda pasta büyüdükçe (Tv, reklam, sponsorluk, bilet fiyatları vb.) şike diye kavramsallaştırdığımız eğilimler artıyor ve artmaya da devam edecek. 
Bunun üzerinden, bu sürece eklenmekte olan süper lig kulüplerinin tekelini elinde bulunduran üç kulüpten birinin böyle bir olayla gündeme taşınması bir tarafıyla hem onun (yani fb'nin) hem de tüm ligin şike dolu geçmişini temizlemekten ibaret.

Üç büyük kulübün tekelleşme sürecinin yaratan ve yaratmaya devam eden faktörlerden biriydi şike ve olmaya devam ediyor, edecek de. Burada birilerinin canı yanacak. Fakat bu en az hasarla geçiştirtecek ve sonrasında şike diye kavramsallaştığımız (endüstriyel futbolda var olmaması düşünülemez bile) başarıya giden her yol mubahtır anlayışının bir eğilimi olarak, devam edecek ve artık yıkıntıların üzeri örtüldüğü için de bir sorun olmayacak. Aslında yeni şike eğilimleri için bir temizlik harekatı bu durum ve sonucu ne olursa olsun gelecekteki şikeleri üretecek.


[1] osmanbulugil@gmail.com

7 Haziran 2011 Salı

DO DO DO DIDIER ZOKORA!



Oyunu iki yönüyle oynayabilen ön liberoların çok değerli olduğu günümüzde Trabzonspor önemli bir transfer gerçekleştirdi. Didier Zokora Avrupa futbolunda hatırı sayılır ön liberolardan biri. Trabzonspor’a hayırlı olur mu olmaz mı derseniz, benim çok umudum var. Şenol Hoca olduktan sonra bu takımda herkes Selçuk İnan olabilir, hatta onu da aşabilir. Önümüzde bir Burak Yılmaz örneği var mesela.

Zokora’yı İstanbul’da yine kalabalık bir taraftar grubu karşıladı. Adamın mimiklerine bakılırsa buraya futbol oynamaya geldiği belli. Ayrıca taraftarın bu ilgisi karşısında sadece gülüyor. Çünkü duygularımızı ifade etmekte yetersiz kaldığımız zaman anlamsız bir tebessüm oluşur ya dudaklarımızda; aynen öyle. Ve daha gelmeden öğrendiği iki cümle var: ”Bize her yer Trabzon” ve “Şampiyon Trabzonspor”. Hal böyle olunca bize şu tespiti yapmak düşüyor. Bir insanın fikri neyse zikri de odur. Haydi hayırlısı.

Teknik yönden diyecek pek bir şeyimiz yok. Şenol Hoca o kısmı layıkıyla halledecektir. O konuda endişe duymaya gerek de yok. Şenol Hoca değil mi ki; Selçukları Selçuk, Burakları Burak yaptı. Zokora’ya üflese, zaten uçacak bir isim. E Şenol Hoca’nın da nefesi kuvvetliymiş, öyle dediler.

Bir tespitim daha var. Ülkeye gelen yabancı transferlerin her zaman eşleri yanında olsun. Havaalanında, imza töreninde vs. Hal böyle olursa, eşlerin problem çıkarma riski de azalır. O karşılamayı, o ilgiyi gören eş, ister istemez daha ılımlı olacaktır. Kolay değil, koskoca Trabzonspor sevgisi!

Aklımda geldi. İstanbul’da yaşayan bir Trabzonsporlu olarak maruz kaldığımız en başlıca eleştiri, hatta yerme, Trabzonspor’un yeterince büyük bir kulüp olmadığı yönünde. Kısa ve net olarak tek cevabım var. Biz küçüklüğümüzle büyük, büyüklüğümüzle küçüğüz. Bu konuya başka bir yazıda eni boyuna masaya yatırırız.

Transferlerimize ve kendinize iyi bakın can’lar! 

Unutmayın, Do Do Do Didier Zokora!

Tuncay TAŞKIN

1 Haziran 2011 Çarşamba

Ayarlarız!




Bir şehir düşünün her tarafı Bordo-Mavi,
Şampiyonluklarını ellerinden çalmalarına rağmen, takımına sonuna kadar sahip çıkan bir şehir.
Ülkenin iktidar partisi ve başbakanı miting yapmak için şehre geliyor, üzerinde iktidar partisinin amblemi olan bordo mavi tişörtleri bastırıp yandaşlarına dağıtıyor.
Buraya kadar her şey yolunda, ama gelin görün ki; üzerinde parti logosu değil de ülke bayrağı olan o takımın asıl formasını giyenler miting alanına yaklaşamıyor.
Üstüne üstlük bir de yetmezmiş gibi polisten cop yiyor.
Malumunuz bahsettiğim ülke Türkiye, şehir Trabzon, parti AKP, Başbakan Erdoğan ve takım Trabzonspor!
Bunu Trabzonspor taraftarı yer mi peki?
Yemez!
Sen geçen yılın Türkiye Kupası şampiyonusun.
Türk bayrağı armalı formayı üzerinde taşıyorsun.
Şampiyonluğunu elinden çalanlara inat; daha bir güzel duruyor forma üstünde.
Sorarım size;
Dış ülkedeki bir toplantıda gördüğü sarı lacivert kalemi, koskoca devlet bakanını ulak yapıp Aziz Yıldırım’a gönderen başbakan değil miydi o?
Şampiyonluğun kilit maçlarından birinin öncesinde “Aman sıkıntı çıkmasın” diye endişelenen, “ Ayarlarız” cevabına sevinen başbakan değil miydi o?
Hiçbir özel sebep yokken sarı lacivert kravatla pozlar veren, Fenerbahçeli olduğunu söylemeye utanmayan başbakan değil miydi o?
Ulan,
Fitil oluyorum işte.
Biz sizi vekil diye seçmedik mi kardeşim?
Her Trabzonlunun namus saydığı Trabzonspor’umuzla dalga geçiyorsunuz!
Bordo mavinin üzerinde ampul olunca evet,
Türk bayrağı ve Trabzonspor arması olunca mı hayır?
Rahat ol başbakan, senin adamların nasıl ayarlarsa; biz de ayarlarız elbet.
Hangi logonun altına evet basmayacağımızı çok iyi biliyoruz.
Aptal değiliz,
Oy pusulalarına da Trabzonspor yazmayacağız.
Senin ekmeğine bal sürmeyeceğiz.
Rakiplerin kimse, çok iyi biliyoruz.
Biz ki;
Çeyrek asırdır şampiyonluk gösterilmeyen bir takıma inadına sevdalı insanlarız.
Sevdamızı nasıl fırtınalara yazdık, adını da Karadeniz Fırtınası koyduk,
Nefretimizi de oy pusulalarına yazmayı biliriz.

Tuncay TAŞKIN

23 Mayıs 2011 Pazartesi

FUTBOLDA ANADOLU PROLETARYASI




2010-2011 sezonu Türkiye ligi şampiyonu Fenerbahçe oldu. Trabzon hariç Türkiye’nin diğer illerinde Fenerbahçe taraftarları formalarını giyebildiler. Bursa’da Bursasporlular yolları kesip Fenerbahçe bayraklı araçların camlarını kırdılar, bayrakları taraftarların ellerinden aldılar. Rize’de Rizespor ve Trabzonsporlu taraftarlar Fenerbahçelilerle kavga ettiler, Fenerbahçeliler kocaman bayraklarını bırakıp alanı terk etmek zorunda kaldılar. İzmit’te birkaç Fenerbahçe taraftarının üzerinden formaları zorla çıkarttırıldı. Kesinlikle ve kesinlikle bu tür olayları tasvip etmemekle birlikte; bu ve benzeri şiddet olayları ülkede yaşandı.

Peki neden?

Biz Türkler, sevmediğimiz insanların buyruğu altında yaşayabilen insanlar değiliz. Güzellikle yapılmış her işe saygı duymasını bildiğimiz gibi; zorbalıkla, entrikayla yapılmış işlere de karşı durmasını biliriz. Fenerbahçe lig tarihinde 18. kez şampiyon oldu. Oldu, oldu ama nasıl oldu? Ben işin teknik analizine girecek değilim. Anadolu halkı, futbolun işçi sınıfı, proletaryası bu teknik analizi kendince yapmış olacak ki; tepkisini gösterdi. Yakılan bayraklar, kırılan camlar olması elbette ki üzücü. Ama günümüz şartları yukarıda duranları o kadar pişkin yapıyor ki; halk ancak taşkınlık yaparak sesini duyurabiliyor. Bir taraftar grubu diğerine giriyor, pişkinler yukarıdan sadece izliyorlar. Hal böyle olunca tansiyon daha da artıyor ve aşağı katlarda yanan ateş daha da alevleniyor. Amaç yukarıda oturanları yükselen alevlerin sıcaklığıyla terletmek ve nihayetinde yakmak.

Peki, bu nasıl olacak?

Aslında cevap çok basit: Anadolu insanı kendi şehir takımını destekleyecek. Birkaç yıl önce sadece Trabzon vardı, şimdi Bursa, Kayseri, Antep, Ankara, Eskişehir… Bu liste uzar gider. İstanbul takımlarının kaynağı kesildiği vakit bu kaynak özüne yönelecek ve başarılar gelecek. Trabzon’un kendi çocuklarıyla 80lerde yaptıklarını geçen yıl Bursa yaptı. Bu sene her ne kadar Trabzon’a yaptırmadılarsa da bu işi, seneye Anadolu Proletaryasının yaktığı ateşin alevleri biraz daha yükselecek ve yukarıdakileri daha fazla terletecek.

Biz herkese öfkeli ve kızgınız. Ama önce kendimize kızmalıyız. Özeleştiri oklarını kendimize yöneltmeliyiz. Onları başa çıkartan biziz, onları zamanında destekleyen, onları umursayan ama onlardan tarafından zerre önem verilmeyen, onları konuşan, onları tartışan, onları izleyen biziz. Ne zaman ki kendi evladımızı umursar, kendi maçlarımıza gider, kendi takımımızı tartışırız; işte o zaman yükselmek kaçınılmaz olacaktır.

Seneye futbolda devrim yapmak ümidiyle…

                                                                                                          Tuncay TAŞKIN

4 Nisan 2011 Pazartesi

Bitmedi Gün Hala




O kadar uzunsun ki seni bitiremiyorum, bir ömür yaşamış gibi tekrar tekrar uğraşıyorum. Bir el giriyor ruhuma, çekiyor içimden bana ait olmayan şeyler gösteriyor tekrar ve de tekrar, adına nefretin diyor. Bir ömür var ellerimde akıp gidiyor, ben ve de benim, sadece izleyebiklerimle tüm bu sessiz kabullenişimin derinlerinde. Bitmesini beklemek bile istemediğim günler geçiyor her birinde, tıkanmış ruhlar geliyor karşıma her seferinde, tükenmiş hayatları görmüyorum tükenmez tekrarları izledikçe. Sabahın ışığı üzerime vurmadı mı, akşamın karanlığı gözlerime dolmadı mı, hayatın adaleti bizlere sunulmadı mı? Nasıl bir günsen seni bitiremedim. Bir kağıt beyaz boş ve yazısız, üzerindeki isimler sayısız, rengini merak etme skalasız, an gelir an ölçülmez...


Tekrar ve tekrar başlayan her güne, tekrar tekrar biten her güne, korkulanın korkusunda ölüme, bir ölü verildi ruhlar özgürleşti. Olduğum dünyaya döndüm dünyam aydınlandı, varlığımı kabullendim yokluğumdakiler çalkalandı. Bugün bir ölü verildi ama üzüleni görülmedi. Adım adım kabul edemediğimiz biten o sınırın çizgisinde ayağa şıçrayan onlarcası ben gibi beş dakika sonrası ve beş dakikanın on dakika daha sonrası, bir tarifi var tarihin elbet, yedi hafta kaldı ve biz yapamadık. Siz zaten yapamadınız ama biz de o ruhu yenileyip arşınlayıp her diyardan tutup kopartarak adım adım mücadelemizde o armayla bütünleştirip başaramadık.

Bazen kabullenmek gerekiyor, bazen susmak ve susmayı hissetmek. Başarısızlık değil, başarısızlığı satın alanlar delirtiyor. Kabul edilemez bir hayat kıpırtısı için son kez ayağa kaldırdı bizi, bir birimize bile söyleyemediğimiz şeyi düşünmekti, ona bile sınır biçildi beş dakika! Nice beş dakika geldi ve geçti ama günümde yaşadığımdır unutamadığım, ayağa kalkıp haykırıp o umide sarılıp son kez yaşayıp orada oluşumuza biçilen ömrün bitişini kabullenmektir. Ama kafana vura vura, ama erken çıkışlarla dışarıya. Bir İzmir rezaleti (bir Ankara Polisiyesi BEHZAT Ç.misali) inanan sadece bizler mi? Gün bitmedi inananı kalmayan davanın ölüsü işin uzmanlarınca defnedilmeliydi. Sayısız definci bir arada tabutçu bile var yanlarında ellerindeki zehirleri akıtıp hafta içi yazmadılar mı "A.Ş. olmaz isek battık". Bizlere biçilen sevincin son mücadele ümidinin bittiği dakika gibi her birinizin bittiği günler gelmedikçe bana " hiç bir gün bitmemiştir"

O beş dakikalık yoğunluk hissi sonuca bakmaksızın vazgeçemediğimiz şey tadı damağımızda unutamadığımız. Beş dakika sevinip ömründeki üzüntüyü kabullenenlere...

24 Mart 2011 Perşembe

Biz de sizinle gurur duyuyoruz!


Siyasi iktidarla yakın ilişki içerisinde olmanın spor dünyasındaki isimler için en kadar faydalı olduğunu daha önceki birçok örnekte görmüştük. Geçmişte iktidarların zulmüne boyun eğmeyen, farklı görüşleriyle "çıkıntılık" yapan futbolcuların nasıl sindirildiğinin farkında olan spor dünyamızın yeni nesil temsilcileri, iktidarlarla iyi ilişki kurmanın nimetlerinden yararlanmayı iyi biliyorlar. Yeni seçim dönemi yaklaşırken, partilerin vitrinlerini süsleyecek renkli kişiliklerin yanı sıra, spor dünyasından çeşitli isimlerin de 'çeşitli amaçlarla' milletvekili aday adaylığı başvurusu yapmaları kimseyi şaşırtmadı.

Öncelikle AKP milletvekili adayı ve Spordan Sorumlu Devlet Bakanı olacağı, olmadı Federasyon Başkanlığı'na getirileceği düşünülen Hakan Şükür beklendiği gibi İstanbul 3. bölgeden AKP milletvekili aday adayı oldu. Ancak Hakan Şükür'ün yalnızca cemaatçilik sayesinde değil, aynı zamanda çevre katliamına ortak olacak Hidro Elektrik Santralleri (HES) lisansları almak gibi çeşitli çıkar ilişkileriyle iktidarla al gülüm ver gülüm ilişki içerisinde olduğu biliniyordu. Zaten TRT yorumcusu olup program başına 14 bin TL almak için iktidara hatırı sayılır bir gönül bağı olması gerekiyor tabi. Referandumda 'Evet' kapmanyasına katılmanın ödülü olarak kendisine sunulmuş olabilir.

Ayrıca Fetullah cemaatinin Galatasaray kulübündeki örgütlenmesindeki bir numaralı isim Hakan Şükür. Konu hakkında gazeteci Fatih Altaylı, altyapıdaki oyuncuların 'Sen şu cemaate girersen seni A takıma alırız' baskılarıyla karşılaştıklarını, Florya'daki imamlara götürülüp görüştürükdüklerini bizzat kendisinin bildiğini söylemişti. Bir diğer iddiası ise Ertuğrul Sağlam'ın geçen yıl Galatasaray'a pazarlanmaya çalışıldığıydı. Cemaatçilik sayesinde Hakan Şükür'ün AKP'de iyi yerlere geleceği konusunda kimsenin şüphesi yok!

Öte yandan Avrupa Gol Kralı ünvanlı futbolcumuz Tanju Çolak da yine İzmir'den AKP milletvekili aday adayı oldu. Genellikke skandallarıyla gündeme gelen Çolak, otomobil kaçakçılığından tutuklanmış ve 9 yıl hapis cezası almıştı. 2002 yılında da dolandırıcılıkla suçlanan Tanju, son olarak Ataşehir'in değerli yerlerinden birindeki araziye sahip olarak gündeme gelmişti. Arazi Maliye Bakanlığı tarafından Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü'ne tahsis edilmiş, ardından imar plan tadilatıyla 'Resmi Kurum Alanı' olmaktan çıkartılarak 'Spor Tesisi Alanı'na çevrilmiş ve Tanju Çolak'a verilmişti. Danıştay ise yürütmeyi durdurma kararı almıştı.

Samsunlu olan Tanju Çolak, 5 aydır işleri dolayısıyla gittiği ve çok sevdiğini söylediği İzmir'de AKP il başkanını ziyaret etmiş, ziyaret sırasında kendisine AKP'de siyaset yapma teklifi geldiğini söylemişti. Yani Tanju Çolak, 5 ayda tanıdığı, sevdiği İzmir'i temsil edecek potansiyele sahip olduğunu düşünüyor. Daha önce Yemekteyiz gibi programına katılmasını eleştirerek, neden Türk futboluna faydalı olacak çalışmalarda bulunmadığını, futboldan kazandıklarını futbola geri vermemesini sorgulamıştık..(http://www.terskose.org/2011/02/altn-ayakkabdan-altn-yemek-tabagna.html) Fakat kendisinin ilerisi için planları bilemiyorduk tabi!

Kimsenin siyaset yapmasının önünde engel olmadığı gibi sporcuların da siyasete girmesinin önünde bir engel yoktur. Fakat bu isimlerin siyaset yapabilecek kapasiteleri, donanımları var mıdır, büyük kuşku içerisindeyiz. Daha çok, çıkara dayanan 'çeşitli işler' peşinde oldukları ve siyasetin işlerini kolaylaştıracağı çok açık. Önceliklerini şaşırıp spora hizmet etmek yerine, ihale peşinde koşan, ticari ilişkileri için iktidar yalakalığı yapan, televizyonda yarım yamalak yorumlarla fahiş paraları götüren futbolcular görmek istemiyoruz. Tanju Çolak AKP İzmir Başkanı'nı ziyaretinde "Burada olmaktan gurur duyuyorum" demişti. Kuşkusuz biz de kendileriyle gurur duyuyoruz!

Son dakika haberi: AKP İzmir İl Başkanı Ömer Cihat Akay, Tanju Çolak'ın açıklamalarını tekzip ederek, bu konuda resmi bir başvuru süreci içerisinde gerekli evrakın teslim edilmediğini ve böylelikle  Tanju Çolak'ın aday adayı olamayacağını söyledi. (http://www.internethaber.com/ak-partiden-colaka-son-dakika-golu-336529h.htm#ixzz1HWtNJa64)

Bucaspor Basın Sözcüsü Timur Yaykıran'ın "İfade Özgürlüğü" Kısıtlanamaz!


Çetin bir süreç içerisinde mücadele veriyoruz. Başbakan söylemlerinde, bir sahada hakemler nezdince, bir TFF kararlarıyla adaletten, bilimsellikten ve vicdandan bi haber olduk.

Bucaspor kulübü basın sözcüsü Timur Yaykıran TFF'nin aldığı bir karar ile Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu'na sevkedildi. Gerekçesi neydi peki? Gerekçesi çok basit. Federasyon başkanı Mahmut Özgener'e Bucaspor kulübü resmi internet sayfasında Bucaspor - Sivasspor müsabakası ardından yorumlarda bulunup sorular sorması! Öyle bir devirde yaşamaktayız ki soru sormak bile yasak kimilerine, kimilerine ise teknik direktör iken menajerlik şirketi sahibi olmak çok basit ve geçiştirilebilecek bir durum.

Uzun uzun anlatmak istemiyorum, olayın siyasi boyutunu, İzmir ile ilgili boyutunu, beni en çok üzen şey ise nedir diye soracak olursanız, Sayın Yaykıran'ın yapmış olduğu açıklama ve sormuş olduğu soruların kulüp resmi sayfasından kaldırılmasıdır! Kendi Basın Sözcüsü'ne bile sahip çıkamayan bir yönetim zafiyetidir! Yaykıran'ın açıklamalarının arkasında durmak gerekirse TFF ile mahkemede hesaplaşmak yerine insanları mücadele etmeye, adaletsiz ve hunharca takımımıza uygulanan adaletsizliklere karşı bilinçlendirmeye yönlendirmek yerine, Yaykıran'ın yorumlarının ve düşünce özgürlüğünün sonuna dek ardında durmak yerine bu açıklamayı silmek Başbakanımızı belki de daha fazla kızdırmamak için olsa gerek.

Acaba kim hangi maksat ile Sayın Yaykıran'ın açıklamalarını resmi sitemizden kaldırtmak korkusuna sahiptir? Ülkemizde yorum yapmak, soru sormak ve düşünmek bile tahammül edilemeyen bir durum haline gelmiştir.

Şimdi gelin Yaykıran'ın kaldırılan yazısına yorum ve sorularına bir göz atalım. Bu yorumların arkasında durmayanların amaçlarını sorgulayalım. Tek sözümüz var, "Futbol sadece futboldur." Onu siyasetle yoğurarak faşizme dönüştürmeye çalışan Özgener Federasyonunu kınıyorum!

O yazıyı kulüp resmi sitemizden kaldırtabilirsiniz ancak beynimizden silemezsiniz!

“Buca Arena’da Sivasspor ile oynadığımız muhteşem atmosferli hayati maçta, hakem Kuddusi Müftüoğlu’nun 26. dakikada vermiş olduğu uydurma penaltı kararı ve ardından oyuncumuz Kamil Ahmet Çörekçi’ye gösterdiği haksız kırmızı kart, düşmemek için mücadele eden takımımızı mücadelede 10 kişi bırakmış ve Bucasporumuz, maçı oynamadan mağlup ilan edilmiştir.

Oyunu kimler oynuyor?

Spor Toto Süper Lig'de maç yöneten bazı hakemlerimiz, takımımızı bu lige layık görmemekte ve maçlarda takımımızın kötü sonuçlar alması için tatlı bir telaş içersindedirler. Futbol Federasyonu’muzdan hakem hataları ile yapılan son açıklamada, futbolun bir oyun olduğu ve bu kadar ciddiye alınmaması gerektiği, hakem hatalarının olabileceği vurgulanmıştır. 

Sayın Futbol Federasyonu Başkanı ve Sayın Merkez Hakem Kurulu Başkanı’na bir kaç sorumuz olacak;

Futbol maçlarımızda oyunu kimler oynuyor ?

Oyunu oynamaları gerekenler hakemlerimiz mi yoksa takımlarımız mı ?

Futbol maçlarında, verdikleri kararlar ile takımları 10 kişi oynamaya mahkum eden hakemlerimiz, bu oyuna nasıl bir katkıda bulunuyorlar ?

Tüm müsabaka sırasında olması gereken, hakemlerin adil ve eşit bir mücadeleyi savunmaları gerekmez mi ?
10 Kişi kalan takımın, bile bile ezilmesini seyretmek, hakemlere nasıl bir duygu yaşatmaktadır ?

Hakemlerimiz bilmelidir ki, müsabaka esnasında oyunculara gösterilen kırmızı kartlar, müsabakanın dengesini tamamen bozmaktadır.

Uyarı almıştık

Hafta içi futbolun içerisinde bulunan birçok insandan, birçok kulüpteki dostlarımızdan “Kuddusi’ye dikkat edin, hiç sağlam değildir. İnce ince işler, skoru değistirir” diye uyarılar gelmişti. Bu hakemin bunu yapacağından birçok insan süpheliydi ancak bu kadar bariz bir şekilde acemice yapacağını tahmin edememistik. Hakem camiasının içerisinde de bu tür virüslerin varlığını futbolun içerisindeki birçok insan bilmektedir... Bunları temizleyecek cesareti TFF ve MHK den bekliyoruz.

Müftüoğlu'nu unutmayacağız

Ne yazık ki, Bucaspor olarak bu güzel futbol gecesinden bizim adımıza kalan, Sayın Kuddusi Müftüoğlu’nun anlaşılmaz penaltı ve kırmızı kart kararıdır. Bu karardan sonra sahada seyredilen ise zayıf kalmış bir takımın sahada varoluş için ümitsizce çırpınmasıdır.

Hakem Kuddusi Müftüoğlu, geri dönülmez büyük bir hata yapmıştır. Bu hata Bucaspor'umuzun Spor Toto Süper Lig’de kalma mücadelesine ciddi bir darbedir. Camiamız, bu maça damgasını vuran Kuddusi Müftüoğlu’nu unutmayacaktır.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur."

Şimdi soruyoruz, TFF bu adaletsiz yönetim ve iddiaların üzerine gideceğine, ülke futbolunu temizleyeceğine, canı yanmış bir kulübün basın sözcüsünün açıklamasına bile tahammül edemeyen irade ile mi adaleti ve temiz futbolu sağlayacak? Yaykıran büyük camiaların başkanları gibi Federasyon başkanı ve maçın hakemine ağır hakaretler mi etmiş, hakem odasını mı basmıştır? Mesaj çok basittir, sesinizi kesin, geldiğiniz yere gidin...

Yaykıran dışında kimse de ses çıkartmıyordu zaten!

Son olarak sizlere Nazım'dan adeta Buca için yazıldığını her okuduğumda düşündüğüm, özdeşleştirdiğim bir dörtlük ile veda edelim.

"Ve açsak, yorgunsak, al kanlar içindeysek eğer
Ve hala şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
Kabahat senin, demeye de dilim varmıyor ama
Kabahatin çoğu senin, canım kardeşim."

23 Mart 2011 Çarşamba

Başbakan Böyle Buyurdu


BAŞBAKAN İZMİR'İ NEDEN YOK SAYDI? BUCASPORLU FUTBOLCULAR NE GİBİ BİR TESİR ALTINDA BIRAKILMAK İSTENİLİYOR?

O kadar kısa bir süre içerisinde bu kadar mesaj verilebilir mi şaşıracaksınız.

Öncelikle İzmir'e yapılma sözü verilen yeni stadyum projesi için Özgener kapasiteyi 15.000'e düşürerek Karşıyaka Örnekköy'de yapılmasını dile getirdi. Karşıyaka'ya stadyum yapsalar Göztepe'liler darılacaktı, süper ligde temsilciniz yok stadınız da var unutun deniliyor kısacası. Stadyum projesi üzerinden siyaset nasıl yapılır ders niteliğinde incelenmesi gereken bir açıklamadır! (Proje 40.000 kişilikti)

Başbakan ne dedi?

"İzmir'de Süper Lig için stadyum var! Halkapınar stadyumu!"
 
Dünyanın en pahalı kira ve masraf bedellerinin ödendiği, on binlerce kaçak seyircinin girebildiği, zemini rezalet, reklam gelirlerini pizza şirketinin elde ettiği, taraftar-futbolcunun nefret ettiği bir stadyum. İzmir bunu mu hak ediyor?

İkincisi, o stadyumun adı Atatürk Stadyumu'dur. Başbakan Atatürk'ü ağzına almamak için Halkapınar dedi. Ülkemizde bu isimde bir stadyum bulunmamaktadır. (Halkapınar Spor Salonu dışında)

"Son olarak İzmir'în Süper Lig'de temsilcisi yok, bir tane bile takımı yok" ibaresi ile Buca ilçesini ve Bucaspor'u sildiğini gösterdi. Akıllarda biz 8 yıldır iktidarız istediğimizi çıkarırız istediğimizi de sileriz mesajını bıraktı.

Yeni dönem İzmir siyasetinde Buca'yı ezerek İzmir'in sempatisini toplamak adına bu cümleleri kurduğunu düşünmekteyim.

Başbakan'ın İzmirli taraftarları, "seyirci" ve "müşteri" olarak ifade etmesi de son derece kapital bir bakış açısıdır ve üzücüdür. Bu düşünceye sahip spor yöneticilerini, spor ve futbol dünyasında kamuoyu eleştirirken böyle bir tanımı Başbakan'ın kullanması son derece üzücü ve bu zihniyeti taşıyan kitleler için emsal teşkil eder niteliktedir.

Programın videosunu izlerken padişah tahtında oturan ve buyuran bir irade gördüm. AKP'den milletvekilli aday adayı Hakan Şükür'ü mide krampları içerisinde izledim. Neredeyse Recep Bey'in eline eteğine kapaklanacak program üslubu ile TRT'de haftalar önce Sergen Yalçın, "Bucaspor Bank Asya takımı" diye kendi keyfince cümle kurmuyordu. Başbakan da bu ifadeleri ile Bucaspor'a karşı bir takım sebeplerden ötürü cephe aldığını çok net görebilmekteyiz.

Biz hangi ilin takımı isek, hangi dünyanın insanları isek bilemiyorum ama Padişahımızı çok kızdırdığımız kesindir.

Son sözümüz Samet Aybaba ve Bucaspor formasını terleten futbolcularımızadır. Bundan böyle attığınız ve attırdığınız her gol, kurtardığınız her gol, kazandığınız her puan Recep Bey'e karşı atılmış birer isyan kıvılcımı olarak nitelendirilebilir! Unutmayınız, her golünüz yok sayılmaya çalışılan bir ilçenin kurtuluş mücadelesinin kutsal birer kıvılcımı olacaktır. Yakında Ergenekon'un futbolcu ayağı başlatılır ise şaşırmayınız! Recep Bey sadece bizleri değil döktüğünüz her damla teri de yok saymaktadır bunu bilin ve ülkemizin şu zor günlerinde bizlere umut olarak fileleri havalandırın. Mustafa Kemal Atatürk "Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim" sözünü sizlere verilen bu fütursuzca mesaj ile tekrar düşünün. Ülke Başbakanı bizleri yok saysa da sizler sahada sonuna kadar, bizler de tribünlerde "Ya İstiklal Ya Ölüm" diyerek bu şehre hizmet etmeye devam edeceğiz. Artık vatanımızın toprağı olan Buca'nın varlığını Başbakanımıza kanıtlamak gibi bir kutsal göreviniz bulunmaktadır!

NOT: Bahsi geçen dialoglar Pazartesi akşamı TRT 1 kanalında yayınlanan 1'e 1 Futbol adlı programda geçmektedir.

22 Mart 2011 Salı

Özür dilerim Şenol öğretmenim


Aslında yazıyı yazmak için bir süre düşündüm, medyayı takip ettim, baktım neler yazılıyor neler söyleniyor diye hem görsel hem yazılı. Takip ettim ve şunu gördüm. Ne yazık ki bizim ülkemizde artık spor gazeteciliği bile birilerinin hizmeti altına girmiş kulüp başkanlarının zihniyeti ile aynı şekilde yürüyor. Biz bunu siyasette biliyorduk. ABD fonları ile açılan gazeteler, CIA yardımıyla beslenen köşe yazarları gibi… Şimdi sporda da, köşe yazarlarının bunu yapıyor olması çok üzücü.

İstatistikler tutuyorlar, son üç yılda şu takıma şu kadar penaltı çalındı, şu takıma şu yapıldı, bu takıma su kadar çalındı, şu futbolcu kaç kez milli forma giydi, kaç kez Şampiyonlar Ligi’nde oynadı, kaç gol attı gibi birçok istatistik  ama sözün özünde şu var: “Kollanan takımlar var arkadaş” diyor yazarlarımız. Kim bu kollanan takımlar? En çok penaltı çalınan takım Trabzonspor aleyhine bilmem kaç haftadır penaltı verilmiyormuş,  görüyor musunuz Trabzonspor’un lobisini, neler yapabiliyor, nasıl da ligi istediği gibi yönlendiriyor, Sadri Şener hakem odasına iniyor, bağırıyor bir  hakemi 2 yıl kendi maçına verdirtmiyor, teknik adamı çıkıyor bir takıma şu kadar penaltı verildi, incelensin diyor. Trabzonspor’un demek ki baya güçlü lobileri varmış ki, çok büyük taraftar kitlesi olan bir takımı bu kadar ezebilecek düzeye gelmiş gerçekten. Yapanlar için helal olsun diyorum !!!

Gelelim Sadri Şener konusuna. Neymiş, yaptığı hareketten sona özür dilemiş, bir kaleci için şaka yapıyor, en şakacı başkanmış yazıyor yazar arkadaşlar. Hizmet ettikleri zihniyete göre ama aynaya bakacak cesaretleri yok bunların, gerçekleri görecek cesaretleri yok, tarihteki kara lekelerini bilmezden gelirler Çünkü. böyledir zihniyetleri, anlayışları… Sadece yaz oğlum deyince  yazarlar ama biri çıkıp da “Kardeşim sizin 96’daki İstanbulspor maçında hakem olmayan kırmızı kartlar verdi. Birisinin kafası yarıldı, tüm şehir arandı. Bunlara ne diyorsunuz” diye sorulduğunda “Olur böyle şeyler yahu” derler.

Biri çıkıp da “Cem Papila eliyle dolaylı yollardan şampiyonluğu Fenerbahçe’ye teslim etti, Trabzonspor maçında tüm Türkiye gördü, siz de gördünüz, değil mi” diye sorulduğunda, “Olur böyle şeyler yahu” derler.  İşte böyledir bunların zihniyeti. Hatta bu kalemler Şenol Güneş hocaya (öğretmene) laf atacak kadar bile kendilerinde o üstünlüğü görebilirler. Şenol Güneş’te değişim varmış,  dengesiz olmuş, tutarsız olmuş… Bak bak, acaba daha neler yazacaklar?  Tabi kendi adamları gibi yıllar önce, “Şampiyon olduk ama sevinemiyorum” diyecek, sonra bu yıl geldiğinde “Rakip takımın penaltıları incelesin” diyecek, o zaman da ne yaptığını bilen, karakteri oturmuş biri olacak!..

Türkiye’de değerler çabuk kaybolur, bunların da amacı önlerine çıkan taşı kenara koymaktır. “Bu taş kim? Şenol Güneş. Nasıl yıpratabiliriz?” diye yırtınıyorlar. Neden yapıyorlar, çünkü adam gibi adam da o yüzden. Gençliğe, spora güzel mesajlar veriyor, onların istediği kargaşayı çıkarmıyor, hakem konuşmuyor, hakkını savunuyor sporu anlatıyor, sporun 0güzelliğini vurguluyor, bütünleştirici oluyor diye… Yapma Şenol öğretmenim, seni bu zihniyet fazla ileri gitmeden yok eder. Yeri gelir 2 maç ceza der, yeri geldiğinde 20 gün hak mahrumiyeti… En sonunda siler atarlar.

Şimdi onlar için her şey güzel, her şey istedikleri gibi gidiyor amaçları doğrultusunda. Aslında kulvarları farklı. Şenol öğretmen geldiği yeri bilen, gereklilikleri yapan idealist biri. Karşısındakiler ise paranın gücüne inanmış, her yolu mubah sayan, daha karşısına çıkıp konuşacak cesareti olmayan buna rağmen onu silmek için yarışmaktan vazgeçmeyen adamlar.

Evet, ben de özür diliyorum Şenol öğretmenim. Yolundan gideceğim için… Evet, özür diliyorum onun doğrularını yapacağım için.
Şerif Karal

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails feysbuk saçma blog